Kehf Suresi ve Faziletleri

Kehf Sûresi (Türkçe Okunuşu)​​

BİSMİLLAHİRAHMANİRAHİM

1. Hamd, kuluna Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren ve onda hiçbir eğrilik yapmayan Allah'a mahsustur.  
2, 3, 4. (Allah onu), katından gelecek şiddetli bir azap ile (inanmayanları) uyarmak, salih ameller işleyen mü'minleri, içlerinde ebedi olarak kalacakları güzel bir mükâfat (cennet) ile müjdelemek ve "Allah bir çocuk edindi" diyenleri de uyarmak için dosdoğru bir kitap kıldı.  
5. Bu konuda ne kendilerinin, ne de atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ne büyük bir söz (bu) ağızlarından çıkan! Onlar ancak yalan söylüyorlar.  
6. Demek sen, bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!  
7. İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.  
8. Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak haline getireceğiz.  
9. Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm'i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?  
10. Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, "Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır" demişlerdi.  
11. Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık. (Onları uyuttuk)  
12. Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.  
13. Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.  
14, 15. Kalkıp da, "Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Ondan başkasına asla ilah demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, ondan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?" dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik.  
16. (İçlerinden biri şöyle dedi:) "Madem ki onlardan ve Allah'tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o halde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın."  
17. (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.  
18. Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.  
19. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız"? dedi. (Bir kısmı) "Bir gün, ya da bir günden az", dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin."  
20. "Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz."  
21. Böylece biz, (insanları) onların halinden haberdar ettik ki, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevi tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), "Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların halini daha iyi bilir" dediler. Duruma hakim olanlar ise, "Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız" dediler.  
22. (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: "Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Yine, "Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir" diyecekler. Şöyle de diyecekler: "Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O halde onlar hakkında (Kur'an'daki) apaçık tartışma (yı aktarmak) dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.  
23. Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme!  
24. Ancak, "Allah dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de.  
25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.  
26. De ki: "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na aittir. O ne güzel görür, O ne güzel işitir! Onların, ondan başka hiçbir dostu da yoktur. O hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez."  
27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O'ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.  
28. Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.  
29. De ki: "Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin." Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.  
30. Gerçek şu ki iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz.  
31. İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!  
32. Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk.  
33. Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.  
34. Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: "Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm."  
35. Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: "Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum."  
36. "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum."  
37. Arkadaşı ona cevap vererek dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah'ı inkâr mı ediyorsun?"  
38. "Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."  
39, 40. "Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah'ındır' deseydin ya!.. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak haline geliverir."  
41. "Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile."  
42. Derken bütün serveti helak edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş haldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini oğuşturuyor ve şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım…"  
43. Onun, Allah'tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.  
44. İşte bu durumda velayet (himaye ve koruyuculuk) yalnızca hak olan Allah'a mahsustur. Onun mükâfatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır.  
45. Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgarın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir.  
46. Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.  
47. Dağları yürüteceğimiz ve senin yeryüzünü çırılçıplak göreceğin günü bir hatırla. Biz onları mahşerde toplarız da içlerinden hiçbirini bırakmayız.  
48. Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara, "Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız" denir.  
49. Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. "Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!" derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.  
50. Hani biz meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis'ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis'i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!  
51. Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.  
52. (Ey Muhammed!) Allah'ın, "Ortağım olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın" diyeceği, onların da çağıracakları, fakat kendilerine (çağırdıklarının) cevap vermeyecekleri ve bizim de aralarına bir uçurum koyacağımız günü hatırla!  
53. Suçlular (o gün) ateşi görünce onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır.  
54. Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.  
55. İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab'lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.  
56. Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkar edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Âyetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.  
57. Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.  
58. Rabbin, çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki (o gün gelince) hiçbir kurtuluş çaresi bulamazlar.  
59. İşte zulmettiklerinde yok ettiğimiz memleketler… Helak edilmeleri için de belli bir zaman tayin etmiştik.  
60. Hani Mûsâ beraberindeki gence şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim."  
61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.  
62. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence "Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük" dedi.  
63. Genç, "Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti" dedi.  
64. Mûsâ: "İşte aradığımız bu idi" dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.  
65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.  
66. Mûsâ ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi.  
67. Adam şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."  
68. "İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"  
69. Mûsâ, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi.  
70. O da şöyle dedi: "O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın."  
71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, "Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın." dedi.  
72. Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.  
73. Mûsâ, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!" dedi.  
74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, "Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!" dedi.  
75. Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?" dedi.  
76. Mûsâ, "Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)" dedi.  
77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi.  
78. Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."  
79. "O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı."  
80. "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."  
81. "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik."  
82. "Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."  
83. (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."  
84. Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.  
85. O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.  
86. Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın" dedik.  
87. Zülkarneyn, "Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi.  
88. "Her kim de iman eder ve salih amel işlerse ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."  
89. Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.  
90. Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.  
91. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.  
92. Sonra yine bir yol tuttu.  
93. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.  
94. Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"  
95. Zülkarneyn, "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.  
96. "Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım" dedi.  
97. Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.  
98. Zülkarneyn, "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir" dedi.  
99. O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sûra üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.  
100, 101. O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!  
102. İnkar edenler, beni bırakıp da kullarımı dost edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere konak olarak hazırladık.  
103, 104. (Ey Muhammed!) De ki: "Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları halde dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?"  
105. Onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na kavuşacaklarını inkar eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.  
106. İşte böyle. İnkar etmeleri, âyetlerimi ve Peygamberlerimi alay konusu yapmaları yüzünden onların cezası cehennemdir.  
107, 108. Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara gelince onlar için, içlerinde ebedi kalacakları Firdevs cennetleri bir konaktır. Oradan ayrılmak istemezler.  
109. De ki: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak); Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi."  
110. De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım, (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilah'ınız ancak bir tek ilâhtır" diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın."  


Kehf Suresi Anlamı , Türkçe Meali

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

  1. Hamd olsun Allah'a kuluna bir Kitap indirdi ve ona hiç eğrilik koymadı.
  2. Bunu bir Kitap olarak indirerek, insanları uyarmak ve faydalı işler yapan müminlere güzel mükafatları olduğunu müjdelemek istedi.
  3. Onlar orada sonsuza kadar kalacaktır.
  4. Allah çocuk edindi diyenleri uyarmak için.
  5. Allah evlat edindi diyenlerin ve atalarının bununla bir alakası yoktur. Söyledikleri söz, yalandan başka bir şet değildir.
  6. Bu Kitaba inanmazlarsa, helak olurlarsa üzüntüden harap olacaksın.
  7. İnsanların yaptıkları amelleri denemek için, dünyadaki her şeyi kendine özel yarattık. 
  8. Biz orada bulunan her şeyi kuru bir toprak yapacağız.
  9. Resulüm sen bizim ayetlerimizden yalnız Kehf ve Rakim sahiplerini  ibrete şayan mı sandın?
  10. O gençler mağaraya sığınmış ve Rabbimiz bize rahmet ver, bizi bu durumdan kurtarmak için bir yol hazırla, demişler. 
  11. Bizde bu yüzden mağarada kulaklarına perde koyarak, onları uykuya daldırdık.
  12. Daha sonra iki grubu da uyandırarak, burada kaldıkları süreyi hangisinin doğru tahmin edeceğini görmek istedik.
  13. Onlar Rablerine inanmış kişilerdi. Biz onların başından geçen gerçekleri anlattık. Bu yüzden onların hidayetini arttırdık.
  14. Kehf Suresi Meali
  15. Yiğitler ayağa kalkarak, "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz Ondan başka birine Rab demeyiz. Böyle yaparsak saçma konuşmuş oluruz."
  16. Bizim kavmimiz Allah dışında başka tanrılar buldular. Bu tanrılar bir tane delil gösterseler! Gösteremediklerinden dolayı Allah hakkında yalan söyleyenden başka zalim olur mu?
  17. İçlerinden biri "Siz onlardan ve onların taptığı tanrılardan uzaklaştınız, bu yüzden mağaraya sığının. Sığının ki Rabbinizin rahmetinden faydalanın işleriniz kolaylaşsın ve kolaylıklar sağlansın."
  18. Resulüm orada olsaydın sen de güneşi görürdün. Mağaranın sağından doğar, solundan onlara dokunmadan batardı. Onlar güneş ışığından rahatsız olmazdı. Bu Allah'ın ayetleridir. O kime hidayet ederse, o hakka ulaşmıştır.  Hidayetten mahrum olanlar, kendilerini doğruya yöneltecek dost bulamazlar.
  19. Onlar uykuda olmalarına rağmen, sen onları uykuda zannedersin. Onları sağa, sola çevirirken, köpekleri mağaranın girişinde yatmaktaydı. Onların durumuna muttali olsaydın, onlardan kaçar ve gördüklerinden korkardın.
  20. Biz onları birbirine sormaları için uyandırdık, içlerinden biri: "Burada ne kadar kaldınız?" dedi. Bazısı "Bir gün ya da daha az kaldık." diye cevap verdi. Bazıları da "Rabbiniz burada kaldığınız süreyi daha iyi bilir. İçinizden birini gümüş parayla şehre gönderin, hangi yiyecek temizse, oradan erzak getirsin. Orada dikkatli olsun, sizin burada olduğunuzu, kimseye belli etmesin. "
  21. Onlar sizi öğrenirse, ya sizi taşlar ve öldürür ya da kendi dinlerine çevirirler, iflah olmazsınız.
  22.  İnsanları bu konudan haberdar ettik ki, kıyametin olduğunu, Allah'ın vadinin hak olduğunu bilsinler. Onlar, üzerlerine bina yapın. Rableri onları iyi bilir. Onları bilenler ise, "Bizler onların yanı başına mescit yapacağız."  dedi.
  23. Bazıları "Onlar üç kişi, dördüncüsü köpekleridir." diyecek, sonra "Beş kişidir, altıncı köpekleridir." diyecekler. Böyle şeyler bilinmeyen hakkında yorum yapmaktır. Bazıları da "Yedi kişilerdir, sekizincide köpekleridir." der. Onlara de ki, hepsinin sayısını Rabbim en iyisini bilir. Onlar hakkında bilgisi olan azdır. Bu yüzden Ashab-ı Kehf hakkında kimseden malumat isteme.
  24. Asla "Bunu yarın yapacağım" deme.
  25. Allah isterse yapacağım de. Unuttuğunda Allah'ın adını an de ki, "Umarım Rabbim beni doğruya ve yakın olana eriştirir." de.
  26. Onların mağarada kalış süresi üç yüz yıldır. Dokuz yılda buna ilave etmişler.
  27. Onlara de ki, "Ne kadar kaldıklarını Allah bilir. Göklerin ve yerin tüm bilgilerini O bilir. O'nun görüp, işitmesi şayanı hayrettir. Gökte ve yerde her şeyin yöneticisi odur.
  28. Rabbimin Kitabını oku. Onun kelimelerini kimse değiştiremez. O'ndan başka sığınak yoktur.
  29. Sabah ve akşam Rabbine dua edenlerle birlikte sebat et. Dünya hayatına dalıp, onları ihmal etme. Kalbinizi bizi anmaktan sakınan, kötü emellerine uymuş aşırılığı huy edinmiş kişilere boyun eğme.
  30.  De ki: Hak, Rabbinizdendir. Dileyen iman etsin, isteyen inkar etsin. Biz zalimlere cehennem hazırladık. Onun duvarları ile kuşatıldılar. Yardım istediklerinde, yüzlerine haşlanmış su atılarak cevap verilir. Orası fena bir kalma yeridir.
  31. İman eden ve güzel davranışlarda bulunanların, yaptıkları zayi edilmez.
  32. Bu kişilere altından ırmaklar akan Adn cennetleri müjdelenmiştir. Cennetlerinde tahtlar üzerine kurularak, altın bileziklerle bezenecek, yeşil elbiseler giyeceklerdir. Bu ne güzel karşılıktır.
  33.  Onlara iki adamı örnek ver, bunlardan birine iki üzüm bağı verilmiş, etrafı hurmalarla donatılmış, aralarında ekinler bitirmiştik.
  34. İki bağın tamamı yemiş vermiş, aralarından ırmak fışkırtılmış.
  35. Bu kişinin başka geliri var. Arkadaşıyla konuşurken şöyle demiş, "Benim servetim senden fazla, insan sayısı bakımından da, senden güçlüyüm."
  36. Bu gururla ve kibirle, kendine zulmederek bağına girdi. Dediği "Bunun asla yok olacağını sanmam."
  37. "Kıyametin kopacağını da zannetmiyorum. Rabbimin huzuruna götürülürsem, bundan hayırlı bir son bulurum."
  38. Arkadaşı ona, "Sen seni toprak ve nutfeden yaratan, seni adam yapan Allah'ı inkar mı ettin."
  39. "O benim Rabbimdir, ben Rabbime asla ortak koşmam."
  40. Bağına girdiğin zaman, Maşallah, kuvvet Allah'ındır, deseydin ya, malca ve evlatça beni güçsüz görüyorsan.
  41. Rabbim bana senin bağından daha iyisini verir, senin bağına yıldırımlar gönderir ve bağın kuru bir toprak halini alır.
  42. Ya da bağın suyu çekilir, arayıp bulamazsın.
  43. Sonunda serveti yok edildi. Bağı için yaptığı masraflardan dolayı ellerini ovuşturdu. Keşke diyordu, Rabbime hiç ortak koşmasaydım!
  44. Kendine Allah'tan başka yardım edecek olmadığı gibi, kendini kurtaracak gücüde yoktu.
  45. Yardım ve dostluk burada, hak olan Allah'a mahsustur. O en güzel mükafatı ve en güzel akıbeti verendir.
  46. Onlara şunu örnek göster: Dünya hayatı gökten inen su gibidir, bu us sayesinde yeryüzünde bitkiler karışmış, sonra rüzgarla savrulmuş çöp haline gelmiştir. Allah her şeyin üzerinde iktidar sahibidir.
  47. Dünya serveti ve oğullar dünya hayatının süsüdür. İyi işler Rabbin nazarında daha hayırlı ve sevaptır. 
  48. O günü düşün, dağları götürürüz, yeryüzü çıplak kalır. Hiçbirini bırakmaz, mahşerde toplarız.
  49. Hepsi sırayla Rabbinin huzuruna çıkarılmışlar, sizi ilk yarattığımız halde gelirsiniz. Oysa siz vaat edilenlerin tahakkuk edileceği zamanın tayin edilmediğini zannetmiştiniz, değil mi?
  50. Kitap ortaya konmuş, suçluların burada yazılı olanlardan korktuğunu görürsünüz. "Vay halimize! bu kitap nasılmış, her şeyi saymış." Senin Rabbin kimseye zulmetmez.
  51. Meleklere Adem'e secde edin demiştik, İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis cinlerdendir. Rabbinin emrinden çıkmıştır. Şimdi siz de beni bırakıp, onun soyundan dost mu tutuyorsunuz. Onlar sizin düşmanınızdır.
  52. Ben onları göklerin, yerin, kendilerinin yaradılışına şahit tutmadım. Ben yoldan çıkaracakları yardımcı edinmem.   
  53. Kafirlere o günü düşünün dedi, benim ortağım yerine koyduğunuz şeyleri çağırın. Çağırmalarına rağmen cevap alamamışlar. Çünkü biz onların arasına tehlikeli uçurum koyduk.
  54. Suçlular ateşi görünce, orayı boylayacaklarını anladılar ve kurtuluş yolu bulamadılar.
  55. Biz Kur'an da insanlara her türlü şeyi saydık. Lakin tartışmaya en düşkün varlık insandır.
  56. Kendine hidayet geldiğinde, insanları iman etmekten ve Rablerinden mağfiret dilemekten alıkoyan, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına gelmesinden korkmalarıdır. Ya da azabın kendilerine gelmesini beklemelerindendir.  
  57. Resulleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kafirler batılı, batılla ortadan kaldırmak isterler. Ayetlerimizi ve uyarılarımızı alaya almışlardır.
  58. Rabbinin ayetleri hatırlatılmasına rağmen, ona sırt çeviren kişiden, kendi eliyle yaptığını unutandan daha zalim kim olabilir. Biz onların kalplerine ağırlık, kulaklarına sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da, hidayete eremeyecekler.
  59. Senin Rabbin bağışı bol, merhamet sahibidir. Yaptıklarından dolayı onlara azabı çabuk verirdi. Onlara tanınmış bir süre vardır, bundan sonra kurtulacakları bir sığınak bulamayacaklar.
  60. İşte onları zulmettikleri zaman helak ettik. Onları helak etmek için, belli bir zaman seçtik.
  61. Musa bir zaman şöyle demişti, "Durup dinlenmeyeceğim, iki denizin birleştiği yere varacağım, ya da senelerce yürüyeceğim."
  62. İkisi de, iki denizin birleştiği yere vardığında balıklarını unuttular. Balık denizde yol tutup gitmişti.
  63. Buluşma yerini geçtiklerinde, Musa adamına, kuşluk yemeğimizi getir. Bu yolculuğumuz yüzünden başımıza çok sıkıntı geldi. 
  64. Adamı gördün mü dedi, balığı unuttum. Onu bana şeytandan başkası unutturmadı. O denizde yolunu tutmuştu.
  65. Musa, "İşte aradığımız buydu" dedi. Hemen izlerin üzerinden geriye döndüler.  
  66. Kullarımızdan birini bulup, ona katımızdan rahmet vermiş, ona ilim öğretmişiz.
  67. Musa!da ona, sana öğretilen şeyden, benim doğruyu bulmama yardımcı olacak bilgiyi öğretmen için sana mı tabi olacağım, dedi.
  68. Oda, doğrusu sen benimle birlikteliğe sabredemezsin, dedi.
  69. İçini kavrayamadığın bilgiye nasıl sabredeceksin.
  70. Musa inşallah beni sabrederken bulacaksın, senin emrine karşı gelmem.
  71.  Bana tabi olacaksan, ben bilgi verene kadar soru sorma.
  72. Böylece yürüdüler. Gemiye bindiklerinde o gemiyi deldi. Musa; halkını boğmak için mi gemiyi deldin, sen büyük zarar yaptın.
  73. Ben sana benimle sabredemezsin demedim mi, dedi.
  74. Musa'da unuttuğum şeyden dolayı bana güçlük çıkarma, dedi.
  75. Yürüdüklerinde rastladıkları erkek çocuğu o hemen öldürdü. Musa, temiz bir canı neden öldürdün, katlettin. Sen çok fena bir şey yaptın, dedi.
  76. Ben sana benimle sabredemezsin demedim mi, dedi.
  77. Musa, bundan sonra sana bir şey sorarsam, benimle arkadaşlık yapma. Benim açımdan, mazeretin sonuna geldin.
  78. Yürürken, bir köye geldiler. Köy halkından yiyecek istemelerine rağmen, köy halkı onları misafir etmekten kaçındı. Yıkılmak üzere olan duvarı düzeltti. Musa, isteseydin bunun karşılığında ücret alırdın.
  79. Oda şöyle dedi, bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Sana sabredemediğin şeylerin iç yüzünü göstereceğim.
  80. Gemi denizde çalışan yoksullarındı. Onları kusurlu yapmak istedim. Onların arkasında gemiyi gasp eden bir kral var.
  81. Erkek çocuğun ise ana babası müminlerdendi. Çocuğun onları nankörlüğe boğmasından korktuk.
  82. Böylece Rableri onun yerine, daha temiz olanı versin.
  83. Duvarda iki yetim çocuğa aitti. Altında onlara ait hazine vardı. Babaları da iyiydi. Rabbin çocukların güçlü olmasını istedi. Büyüdüklerinde hazinelerine sahip olmalarını istedi. Ben bunu kendiliğimden yapmadım. Bunlar sabredemediğin şeylerin iç yüzüdür.
  84. Resulüm Zülkarneyn hakkında soru sorduklarında, size ondan hatıra okuyacağım.
  85. Biz onu yeryüzünde kudret ve iktidar sahibi yaptık. Muhtaç olduğu her şey için, bir yol gösterdik.
  86. Oda bir yol tuttu.
  87. Güneşin battığı yere varınca, onu kara balçıkta buldu. Yanında bir kavme rastladı. Bizde Zülkarneyn'e ya azap et, ya da iyilik yap dedik.
  88. Oda, haksızlık edeni cezalandıracak ve Rabbine gönderilecek, Allah'ta ona azap uygulayacak.
  89. İman eden, iyi davranan kişi için, en güzel karşılıklar verilmiş. Buyruğumuzun kolay olanı sunacağız.
  90. Sonra bir yol tuttu.
  91. Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu bir kavim üzerine doğar buldu. Onlar için güneşten koruyucu bir örtü yapılmamıştı.
  92. İşte onunla ilgili her konudan bilgi sahibiydik.
  93. Sonra bir yol tuttu.
  94. İki dağ arasına ulaştığında, hiç bir sözü anlamayan bir kavim buldu.
  95. Ey Zülkarneyn! Bu yerde Ye'cuc ve Me'cuc bozgunculuk yapar. Onunla ve bizim aramızda set olman için sana vergi verelim mi?
  96. Oda, Rabbimin beni bulundurduğu kudret ve nimet daha hayırlı, siz bana kuvvetinizle destek olun bende aşılmaz bir set yapayım.
  97. Bana demir getirin. Dağın iki tarafını aynı seviyeye getirdiğinde, üfleyin dedi. Kor haline geldiğinde, getirin üzerine erimiş bakır dökeyim, dedi.
  98. Böylece onu aştılar.
  99. Zülkarneyn, bu Rabbimin rahmetidir. Ancak Rabbimin vadi gelince, onu yerle bir eder.
  100. Kıyamet günü geldiğinde biz onları çalkalanır halde bırakmışız. Sur'a üfürülmüş, onları bir araya getirmişiz.
  101. Gözleri beni görmeyen, kulakları tahammül etmeyen kafirleri, cehennemle yüz yüze getirmişiz. 
  102. Gözleri beni görmeyen, kulakları tahammül etmeyen kafirleri, cehennemle yüz yüze getirmişiz.
  103. Kafirler beni bırakıp, kullarımı dost edineceklerini düşündüler? Cehennemi kafirlere konak olarak hazırladık.
  104. Size iş bakımından zarara uğrayanları gösterelim mi?
  105. Bu kişiler iyi işler yaptıklarını sanan, çabaları boşa gidenlerdir.
  106. Onlar Rablerinin ayetlerini, Ona kavuşmayı inkar etmiş ve amelleri boşa gitmiş olanlardır. Onlara kıyamet günü ölçü yoktur.
  107. Bu yüzden onların cezası cehennemdir.  
  108. İman ederek, iyi davranışlar sergileyenlerin makamı Firdevs cennetleridir.
  109. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklar. Oradan ayrılmak istemeyecekler.
  110. Rabbimin sözleri için derya kadar mürekkep olsa, bir o kadar daha fazlası olsa, Rabbimin sözleri bitmeden deniz tükenecektir.
  111. Ben yalnızca sizin gibi insanım. Bana İlah'ınızın sadece İlah olduğu söyleniyor. Kim Rabbine kavuşmayı istiyorsa, iyi işler yapsın, Rabbine ortak koşmasın.

Keyf Suresinin Faziletleri

Kehf Suresi'nin Fazileti; Kuran'ı Kerim'de yer alan diğer sureler gibi Kehf Sure'sinin de birçok fazileti ve özelliği vardır. Kehf Sure'sinin ne denli yüce olduğu Peygamber Efendimiz ve imamlardan gelen birçok rivayet ile ortaya konmuştur. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: ''Kehf Suresi indiğinde 70 bin melek onunla birlikte inmiştir. Her kim Kehf Sure'sini cuma günü okursa Allah-u Teala onun günahlarını af eder.''

Başka hadis-i Şeriflerde şöyle buyruluyor:

''Kim Kehf Suresi'nin başından 10 ayet ezberlerse, Deccal'in şerrinden korunur.''

Kim Kehf Suresi'nin son 5 ayetini okuyarak yatarsa Allah-u Teala onu istediği saatte uyandırır.''

''Kehf Suresi okunan haneye o gece şeytan girmez.''

''Azamet ve büyüklüğü yer ile gök arasını dolduran sureyi size haber vereyim mi? Bu sureyi yazana da yine yer ile gök arasının dolusunca ecir vardır. Kim onu cuma günü okursa, iki cuma arasında işlediği ufak günahları af olur. Bu Sure Kehf Suresi'dir.

Kehf Suresi Fazileti
Abdullah bin Mes'ud şöyle buyurmuştur:

''İsra, Kehf ve Meryem sureleri ilk nazil olan surelerdir. Bu sureler benim ilk servetimdir.''

Senaullah Dehlevi Şöyle buyurmuştur:

''Cuma gecesi ya da gündüzünde Kehf Suresini okumak çok sevabdır.''

''Kim Kehf Suresi'ni okursa, bulunduğu yer ile Mekke arası kendisi için aydınlanarak nur olur. Kim Kehf Suresi'nin sonundan 10 ayet okursa, Deccal'in ona zararı dokunmaz.''


Keyf Suresi Dinle

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir